top of page

“Açık Finansman” ve Enflasyon


Ludwig von Mises sundurmada otururken kitap okuyor.

Bankacılık sisteminin nasıl geliştiğini ve bankaların defterlerindeki varlıkları bir kişiden başka bir kişiye aktararak altın karşılığı verilen hizmetleri nasıl geliştirebildiğini bildiğinizi varsayıyorum. Para tarihinin gelişimini incelediğinizde, tüm ödemelerin bir bankanın ya da birkaç bankanın defterlerindeki işlemlerle yapıldığı sistemlerin bulunduğu ülkeler olduğunu keşfedeceksiniz. Bireyler bu bankalara altınla ödeme yaparak hesap sahibi oldular. Sınırlı miktarda altın olduğu için yapılan ödemeler de sınırlıydı. Bir kişinin hesabından bir başkasının hesabına altın aktarmak mümkündü. Ancak sonra devletler sadece genel kelimelerle tanımlayabileceğim bir şey yapmaya başladı. Devletler para hizmetini gerçekleştirmek ve paranın rolünü yerine getirmek amacıyla istedikleri kâğıt parçalarını basmaya başladılar. İnsanlar bir şey satın aldıklarında, ödemeleri için bankalarından belirli bir miktar altın almayı umarlardı. Ancak devlet, “insanların altını gerçekten almaları ile bankadan altını talep etme hakkını içeren bir belge almaları arasındaki fark nedir?” diye sordu. İnsanlar için değişen bir şey olmayacaktı. Böylece hükümet kâğıt paralar bastı veya bankalara hamiline altın talep etme hakkı sağlayan kâğıt para basma ayrıcalığı verdi. Bu durum, hamiline altın talep etme hakkı veren kâğıt banknotların sayısında bir artışa yol açtı.


Çok uzun olmayan bir süre önce, devletimiz herkesi refah içinde yaşatmak için yeni bir yöntem, yani “açık finansman” adını verdiği yöntemi ilan etti. Şimdi, tabii bu harika bir kavram. Bilirsiniz, teknik terimler insanlar tarafından anlaşılamamak gibi kötü bir eğilime sahiptir. Devlet ve devlet adına yazan gazeteciler bize bu “harcama açığından” bahsettiler. Harikaydı! Tüm ülkedeki koşulları iyileştirecek bir şey olarak kabul edildi. Ama bunu daha ortak bir dile, eğitimsizlerin diline tercüme ederseniz o zaman “basılmış para” dersiniz. Devlet bunun yalnızca eğitim eksikliğinizden kaynaklandığını söylüyor. Eğitimli olsaydınız “basılmış para” demezdiniz; “açık finansman” veya “cari açık finansmanı” derdiniz. Şimdi bu ne anlama geliyor? Tabii ki “Açıklar” anlamına! Bu, devletin vergilerden ve halktan borç alarak topladığından daha fazlasını harcaması anlamına geliyor; devletin gerçekleştirmek istediği tüm amaçlar için harcama yapabilmesi anlamına geliyor. Bu, piyasaya daha fazla para sokma anlamına gelen enflasyondur; ne amaçla gerçekleştiğinin bir önemi de yok. Bu da her para biriminin satın alma gücünü düşürmek anlamına geliyor. Devlet harcamak istediği parayı toplamak yerine, parayı üretti. Para basmak en kolay şeydir. Her devlet bunu yapabilecek kadar akıllıdır.


Devlet daha fazla para harcamak, herhangi bir amaç için daha fazla mal satın almak veya devlet memurlarının maaşlarını yükseltmek istiyorsa normal şartlarda daha fazla vergi toplamak ve bu ekstra geliri kullanmaktan başka bir seçeneğe sahip değildir. Devletin çalışanlarına daha yüksek ücret ödeyebilmesi için insanların daha yüksek vergi ödemek zorunda kalması, vergi mükelleflerinin bireysel harcamalarını kısmak zorunda kalması anlamına gelir. Vergi mükelleflerindeki bu satın alma kısıtlaması, devlet tarafından toplanan parayı elde edenlerin satın alımlarının genişlemesine karşılık gelir. Dolayısıyla bir kesimin (başka bir kesime vermek amacıyla kendilerinden para alınan vergi mükelleflerinin) harcamasındaki bu basit daralma fiyatlarda genel bir değişiklik meydana getirmez.


Mesele şu ki birey, enflasyonist makine ve mekanizmayı çalıştıran şey hakkında hiçbir şey yapamaz. Bu, devlet tarafından yapılır. Enflasyonu yapan devlettir. Devlet fiyatların yükselmesinden şikâyet ederse ve enflasyonla mücadele için âlimlerden oluşan komiteler görevlendirirse, “enflasyonu senden, devletten başka hiç kimse yapmaz, biliyorsun” demekten başka çaremiz kalmayacaktır.


Öte yandan, devlet, vergileri ve normal gelirlerini artırmazsa, ek bir miktar para basar ve bu parayı devlet memurlarına dağıtırsa, piyasada ek alıcılar ortaya çıkar. Sonuç olarak satışa sunulan mal miktarı değişmeden kalırken, alıcı sayısı artar. Fiyatlar mutlaka yükselir, çünkü arzı artmamış malları talep eden ve daha fazla parası olan daha çok insan vardır. Devlet para miktarındaki artıştan “enflasyon” olarak bahsetmez; malların fiyatlarının yükselmesine “enflasyon” der. Hükümet daha sonra bu “enflasyondan”, yani yüksek fiyatlardan kimin sorumlu olduğunu sorar? Cevap: “Kötü” insanlar! Fiyatların neden yükseldiğini bilmiyor olabilirler ama yine de daha yüksek fiyatlar talep ederek yanlış yapıyorlar.


Enflasyonun, yani para miktarındaki artışın çok kötü bir şey olduğunun en iyi delili, enflasyonu gerçekleştirenlerin, bundan sorumlu olduklarını tekrar tekrar ve hararetle inkâr etmeleridir. “Ne enflasyonu?” diye sorarlar, “Ah! Bu senin yüzünden oluyor çünkü yüksek fiyatı sen talep ediyorsun. Fiyatların neden yükseldiğini bilmiyoruz. Fiyatları yükselten kötü insanlar var. Ama fiyatları yükselten kesinlikle devlet değil!”


Ve devlet diyor ki: “Yüksek fiyatlar mı? Bak, bu insanlar, bu şirket, bu kötü adam, bu şirketin sahibi...” Devlet sendikaları suçlasa bile (aslında sendikalardan bahsetmek dahi istemiyorum), o zaman bile para miktarını artırmanın sendikaların yapamayacağı bir şey olduğunu anlamalıyız. Bu nedenle, sendikaların tüm faaliyetleri devletin etkilediği para miktarının oluşturduğu çerçeve içindedir.


Enflasyonu yapan insanlar, yani devlet açıkça “Evet yapıyoruz. Enflasyonu biz gerçekleştiriyoruz. Maalesef insanların ödemeye hazır olduğu vergiden daha fazlasını harcamamız gerekiyor” deseydi siyasî durum ve enflasyon sorunu tartışmaları çok farklı olurdu. Ama bunu söylemiyorlar. Herkese açık açık “Para miktarını artırdık. Para miktarını artırıyoruz; çünkü sizin bize ödediğinizden daha fazla harcıyoruz.” demiyorlar. Bu da bizi tamamen politik bir soruna götürüyor.


Yeni paranın girdiği ilk ceplere sahip insanlar bu durumdan ilk önce kâr ederken, diğer insanlar harcamalarını kısıtlamak zorunda kalıyor. Devlet bunu kabul etmiyor, “Para miktarını artırdık ve bu nedenle fiyatlar yükseliyor” demiyor. Devlet, “Fiyatlar yükseliyor. Neden? Çünkü insanlar kötü. Kötü insanların fiyatları bu şekilde artırmasını, enflasyona sebep olmasını engellemek devletin görevidir. Bunu kim sağlayabilir? Devlet!” diyor. Devlet daha sonra şöyle diyor: “Vurgunculuğu ve tüm bu sorunları önleyeceğiz. Bu insanlar, fırsatçılar, enflasyonu yapanlar, daha yüksek fiyatlar istiyorlar!” Devlet, kendisiyle ters düşmek istemeyenler için “yönergeler” hazırlıyor. Ardından bunun “enflasyonist baskılardan” kaynaklandığını ekliyor. Bu durumu tanımlamak için benim de hatırlayamadığım birçok başka aptalca terim icat ettiler: “Maliyet enflasyonu”, “enflasyonist baskılar” vb. Hatta kimse “enflasyonist baskının” ne olduğunu bilmiyor; hiçbir zaman tanımlanmamış bir kavram olarak kalmıştır.¹ Bariz olan şey enflasyonun ne olduğudur.


Dolaşımdaki para miktarının önemli derecede artırılması, enflasyondur... Bu sistem ancak devletin para miktarını genişletme isteğini kısıtlayan ve bir dereceye kadar da başarılı olan bir güç olduğu takdirde belli bir süre devam edebilir. Devletin, devlet kurumlarının, devlet destekçilerinin vb. kabul ettiği kötülükler bu enflasyonla alâkalıdır, onların anladığı enflasyonla değil. Bu bize devletlerin niyetinin olup bitenlerin gerçek nedenini gizlemek olduğunu gösteriyor. Piyasada mübadele aracı olarak kabul edilen bir paraya sahip olmak istiyorsak, bu ister devlet ister vatandaş olsun hiç kimse tarafından kâr amacıyla artırılamayacak bir şey olmalıdır. Paranın en büyük başarısızlıkları ve paraya yapılan en kötü şeyler suçlular tarafından değil, devletler tarafından yapılmıştır.


Dipnot:

1. “Enflasyonist baskılar” ve “yönergeler” hakkındaki açıklamalar 1960’lardan kalmadır. O zamanlar devlet ülkedeki para miktarını çok fazla artırdığı için ticarî firmalar fiyatları ve ücret oranlarını yükseltiyordu ve devlet yetkilileri de özel işletmeleri fiyat ve ücret artışlarını %3,2’nin altında tutmaya ikna etmeye çalışıyordu. Bu, “Enflasyonist olmayan ücret ve fiyat artışları için Başkan’ın gönüllü yönergeleri [veya “rehberler”] uyarınca izin verilen maksimum değerdi. Başkan Johnson, “enflasyonist baskılar” sona ermezse vergi artışı tehdidinde bulundu. Bkz. World Almanac, 1967, ss. 60-61. (Bettina Bien Greaves’in notudur.)


 

Ludwig Heinrich Edler von Mises modern liberteryenizm hareketindeki en büyük etkiye sahip Avusturyalı olağanüstü bir fikir babası, iktisatçı, tarihçi, filozof ve yazardır. Carl Menger ve Eugen von Böhm-Bawerk’in etkisiyle Avusturya İktisadî Düşünce Ekolü’nün en önemli temsilcileri arasında yer almıştır. Mises’in yazıları ve dersleri ekonomik teori, tarih, epistemoloji, hükümet ve siyaset felsefesini kapsıyordu. İktisat teorisine yaptığı katkılar, paranın miktar teorisi, ticaret döngüsü teorisi, para teorisinin genel olarak ekonomik teori ile entegrasyonu ve sosyalizmin ekonomik hesaplama sorununu çözemediği için başarısız olması gerektiğinin mantıksal ispatı üzerine önemli açıklamaları içerir. Mises, ekonominin, Praksiyoloji adını verdiği daha büyük bir bilim olan İnsan Eylemi’nin bir parçası olduğunu teşhis eden ilk bilim adamıydı.
Bettina Bien Greaves ise Ludwig von Mises Enstitüsü’nün kıdemli bir akademisyeniydi. Ludwig von Mises’in New York Üniversitesi’ndeki seminerine katıldıktan sonraki uzun yıllar Mises’in asistanı olarak çalıştı.

Çevirmen: Erdi Serdar

Editör: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı, Bettina Bien Greaves tarafından derlenen Ludwig von Mises on Money and Inflation: A Synthesis of Multiple Lectures kitabının 15. bölümü olan “Deficit Financing and Credit Expansion” makalesinin daha sonra Mises.org sitesince “‘Deficit Financing’ and Inflation” adıyla yeniden düzenlenip yayınlanan makaleden tercüme edilmiştir. Kitaptaki diğer makaleler gibi bu makalenin de aslının dâhil olduğu dersler Foundation for Economic Education’da verilmiştir.
104 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page