top of page

A Priori Teoriden Gelen Doğru Bilgi

Thorsten Polleit - 08.06.2011


I

Dış dünyayı -ya da gerçekliği- nasıl bilebiliriz? Bu konudaki bilgimiz nereden gelmektedir? Bu soruları yanıtlama girişimimiz, bizi insan bilgisinin kökeni, kapsamı ve geçerliliği ile ilgilenen felsefe dalı olan epistemolojiye götürür.


Epistemolojik tartışmada, aslında birbirine taban tabana zıt iki arketipik kavram vardır: ampirizm ve rasyonalizm. Ampirizm duyusal deneyimin (gözlem) insanın temel (hatta tek) bilgi kaynağı olduğunu iddia ederken, rasyonalizm bilginin insan aklından kaynaklandığını iddia eder.


Hemen hemen hiç kimse duyusal deneyimlerden bize aktarılan bilgiler olduğunu inkâr edemez. Örneğin suyun sıfır santigrat derecede donduğu bilgisini ele alalım. Böyle bir bilgiyi edinmek için aslında gözlem(ler) yapmak gerekir.


Ancak, zaman ve mekândan bağımsız olarak evrensel geçerliliği olan bilgileri formüle etmeyi amaçlayan bilim alanında rasyonalizm, duyusal deneyim yoluyla elde edilen ampirik bilginin akıl yürütme yoluyla ulaşılan bilgi ile aynı geçerliliğe sahip olmadığını savunur.


Örneğin aşağıdaki iki gözlemi ele alalım:


  1. Geçtiğimiz birkaç on yılda itibari para arzı yıldan yıla %200 artarken, reel GSYİH yıldan yıla %50 artmıştır.

  2. Geçtiğimiz birkaç on yılda hükümetin vergi gelirleri GSYİH’nın %10’undan %50’sine yükselirken, kişi başına düşen gelir %40 artmıştır.


Bu bulguları nasıl anlamlandırabiliriz? Reel GSYİH, itibari para arzındaki artış nedeniyle mi artmıştır, yoksa itibari para arzındaki artışa rağmen mi artmıştır? Aynı şekilde şu da sorulabilir: Reel GSYİH vergilerdeki artış nedeniyle mi arttı yoksa vergilerdeki artışa rağmen mi?


Bu açıklamaların her biri eşit derecede makul görünmektedir. Peki doğru olan hangisidir? Bu soruyu yanıtlamaya yönelik ilk adım, bir teori (gerçekliğin yön ve görünümleri hakkında sahip olunan bilgiyi sistematik bir şekilde bir araya getirme fikri) kullanmanın “gerçekleri” gözlemlemek için vazgeçilmez olduğunu anlamaktır.


II

Nitekim, Ludwig von Mises’in (1881-1973) işaret ettiği gibi, “olguların önvarsayımsız gözlemi”¹ diye bir şey söz konusu değildir:


Teorilere herhangi bir atıfta bulunulmaksızın sadece katıksız olguların tespiti diye bir şey yoktur. İki olay birlikte kayda geçirilir geçirilmez ya da bir olaylar sınıfına dâhil edilir edilmez, bir teori devreye girer.²

Bir teoriye başvurmadan “olguların kendi adına konuşmasına izin verme” fikri anlamsızdır.³ Mises insanların “muhakemelerinin hatalı ve teorilerinin yanlış olabileceğinin farkındaydı; ancak düşünme ve teorileştirme hiçbir eylemde eksik değildir.”


Doğru bir teori üretip üretmediğimizi nasıl bilebiliriz ve bundan nasıl emin olabiliriz? Neyse ki sosyal bilimlerde bu sorulara a priori teoriye başvurarak tatmin edici bir yanıt verilebilir -yani gerçeklik hakkında doğru bilgi sağlayan ve doğruluk değeri deneyimden bağımsız olarak onaylanabilen önermelere başvurarak.


Bunu açıklamak için önce Prusyalı filozof Immanuel Kant’a (1724-1804) ve onun 1781 tarihli çığır açan eseri Saf Aklın Eleştirisi’ne kısaca değinmemiz gerekiyor. Kant’ın transandantal yani deneyüstü araştırma olarak adlandırdığı şeyin merkezinde sentetik a priori yargıları keşfetmesi yer alır.


A priori, deneyden önce veya bağımsız olarak edinilen bilgiyi ifade eden bir önermeyi (açıklayıcı bir ifadeyi) belirtir. Buna karşılık, a posteriori, deney yoluyla ve deneyime dayalı olarak edinilen bilgiyi ifade eder.


Sentetik bir yargı, konunun içinde yer almayan bilgiyi ifade eder. Buna bir örnek olarak, Tüm cisimler ağırdır. Burada “ağır” ifadesi genel olarak salt cisim kavramının ötesine geçen bir bilgi aktarır. Sentetik bir yargı böylece konu hakkında yeni bir bilgi ortaya çıkarır.


Analitik yargılar, konuya ilişkin kavramın zaten önceden varsaydığı şeyi tekrarlar. Buna bir örnek olarak, Tüm cisimler uzamlıdır. Cisimlerin uzamlı olduğunu bilmek için deneyime ihtiyaç yoktur, çünkü bu bilgi zaten cisim kavramında mevcuttur.


Analitik yargıların a priori, sentetik yargıların ise a posteriori olması beklenir. Ancak Kant sentetik a priori yargıların da olduğunu iddia eder -yani ne sadece incelenen kavramın anlamını yeniden ifade eden ne de konu hakkında yeni bir şey söylemek için deneye ihtiyaç duyan bilginin.


Sentetik a priori yargılar nasıl tanımlanabilir? Kant’a göre, bir önermenin sentetik a priori yargı olarak nitelendirilebilmesi için iki şartı karşılaması gerekir. Birincisi, deneyden değil, akıl yürütmeden kaynaklanmalıdır. İkincisi, entelektüel bir çelişkiye yol açmadan inkâr edilemiyor olmalıdır.


III

Mises, insan eylemi aksiyomunun sentetik a priori bir yargı olduğunu fark etmiştir. İnsan eylemi aksiyomu insanların eylemde bulunduğunu söyler. Bu ilk bakışta önemsiz gelebilir. Ancak ikinci kez bakıldığında, insan eylemi aksiyomunun geniş kapsamlı sonuçları olduğu açıkça görülür.


Eylem aksiyomu, sentetik a priori bir yargının gerekliliklerini karşılamaktadır. Birincisi, ilk etapta insanların eylemde bulunduğu gözlemlenemez. Bunu yapmak için insan eyleminin ne olduğuna dair bir anlayışa, kavrayışa ihtiyaç vardır. Bu bilgi deney yoluyla elde edilemez, çünkü deneyden değil akıldan gelir.


İkinci olarak, insanların eylemde bulunduğunu inkâr edemeyiz, zira böyle yapmak entelektüel bir çelişkiye yol açacaktır. “İnsanlar eylemde bulunamaz” demenin kendisi de bir tür insan eylemidir ve dolayısıyla ifadenin doğruluk iddiasıyla çelişir.


Mises ayrıca, genel biçimsel mantık kullanarak, insan eyleminin reddedilemez doğruluktaki aksiyomundan diğer doğruluk iddialarının çıkarılabileceğini fark etti. Bu yaklaşımı praksiyoloji olarak adlandırdı: insan eyleminin mantığı. Mises ekonomiyi praksiyoloji temelinde yeniden inşa etmiştir.


Praksiyoloji a priori bir teoridir. Gerçeklik hakkında reddedilemez biçimde doğru olan önermeler ortaya koyar -yani deneye veya deneyime başvurmadan doğrulanabilen önermeleri. Örneğin nedensellik kavramını ele alalım -bu, her sonucun bir nedeni olduğu fikridir. İnsan eylemi aksiyomunda mantıksal olarak ima edilir.


Mises’in ifade ettiği gibi,


Eylemde bulunmak nedensellik ilişkisini gerektirir ve varsayar. Yalnızca dünyayı nedensellik ışığında gören bir insan eyleme geçmeye uygundur. Bu anlamda nedenselliğin bir eylem kategorisi olduğunu söyleyebiliriz. Araçlar ve amaçlar kategorisi neden ve sonuç kategorisini varsayar. Nedenselliğin ve görüngülerin düzenliliğinin olmadığı bir dünyada insan aklı ve insan eylemi için hiçbir alan olmayacaktır. Böyle bir dünya, insanın herhangi bir yönelim ve yönlendirme bulamayacağı bir kaos olurdu. İnsan böyle kaotik bir evrenin koşullarını hayal etme yeteneğine bile sahip değildir. İnsan herhangi bir nedensel ilişki görmediği yerde eyleme geçemez.

A priori teori, tarihsel olayların yaygın olarak kabul gören teorik açıklamalarını gözden geçirmek, eleştirmek ve muhtemelen revize etmek için bir yaklaşım sunar. A priori teori açısından (yeniden) incelendiğinde, bu makalenin başında ortaya konan iki gözlem hakkında ne söylenebilir?


İnceleme 1: A priori teori açısından, itibari para arzındaki bir artışın bir toplumun yaşam standardını yükseltmediğini kesin olarak söyleyebiliriz. İtibari para stokundaki bir artış toplumsal bir fayda sağlamaz, çünkü paranın tek işlevi mübadele aracı olmasıdır.


Dahası, a priori teori itibari paranın ekonomi üzerinde ekonomik olarak zararlı etkileri olduğunu göstermektedir. İtibari para tipik olarak bankaların tedavüle soktuğu krediler yoluyla yaratılır, dolayısıyla zorunlu olarak sermaye tüketimine ve yanlış yatırıma neden olur.


İtibari para basılması piyasa faiz oranını doğal faiz oranının (toplumsal zaman tercihi tarafından belirlenmiş olanın) altına düşürerek firmaların piyasanın gerçek talebine uymayan mal ve hizmetler üretmesini sağlar. Bu da bir ani yükselişe neden olur ki ardından bunun bir çöküş ile sonuçlanması kaçınılmazdır.


İtibari para genişlemesiyle gelen üretim artışı sürdürülemez ve er ya da geç düzeltilmeye çalışılacaktır. İtibari para kaynaklı faaliyetlerden elde edilen çıktının artması, beraberinde gelen çıktı kayıplarından daha erken ortaya çıkma eğiliminde olabilir ve bu da itibari paradaki artışın çıktıyı artırabileceği yönünde aldatıcı bir izlenim yaratır. Ancak gerçek şu ki itibari para yaratımı insanların yaşam standartlarını yükseltmez, aksine itibari para arzında herhangi bir artışın olmadığı duruma kıyasla düşürür.


İnceleme 2: Gelir sahiplerine (gittikçe daha yüksek) vergiler uygulamanın insanların yaşam standartlarını yükseltmek yerine düşüreceğini kesin olarak söyleyebiliriz. Bunun nedeni, (daha yüksek) vergilerin kıt kaynakları (gittikçe artan bir şekilde) toprak sahiplerinden, üreticilerden ve müteahhitlerden, toprak sahibi olmayanlara, üretici olmayanlara ve müteahhit olmayanlara aktarmasıdır.


Bu durum toprak sahiplerinin, üreticilerin ve müteahhitlerin gelirlerini düşürmekte ve dolayısıyla zaman tercihlerini zorunlu olarak yükseltmektedir. Sonuç olarak, tasarruflar ve yatırımlar azalacak, sermaye stoku ve reel ücretler vergilendirmenin olmadığı duruma kıyasla daha yavaş büyüyecektir (hatta azalabilecektir).


IV

A priori teori dış dünya hakkında doğru bilgi sağlar ve a priori teoriden türetilen bilginin doğruluğu duyusal deneyimden bağımsız olarak doğrulanabilir.


A priorik bilgi, hiçbir şekilde daha az önemli olmamakla birlikte, ampirik bilgiden üstündür: “Önsel ya da a prioristik bir teorinin bir önermesi asla deneyimle yanlışlanamaz.”


İnsan eyleminin a priori bilimi olan praksiyoloji ve daha spesifik olarak, şimdiye kadar en iyi geliştirilmiş kısmı olan ekonomi, kendi alanında kaydedilen geçmiş olayların mükemmel bir yorumunu ve belirli bir türdeki gelecek eylemlerden beklenecek etkilerin mükemmel bir öngörüsünü sağlar.¹⁰

Böylece bir a priori teorisyeni, belirli bir eylemin ya da politik önlemin vaat edilen etkilere yol açıp açmayacağına önceden (yani sosyal deneyler ya da bu hususta, testler yapmadan) kanaat getirebilir.


Örneğin, itibari para basmanın ekonomik refah yaratmadığını, vergi veya borçla finanse edilen devlet harcamalarının toplumun maddi refahını artırmadığını ve bu önlemlerin aslında ekonomik olarak zararlı olduğunu a priori olarak biliyoruz.


A priori teori, hatalı teorinin vaatlerine ve uygulamaya konulması hâlinde doğuracağı zararlı (hatta yıkıcı) ekonomik sonuçlara karşı entelektüel açıdan güçlü bir savunmadır. Bu nedenle sosyal bilimler öğrencileri a priori teori ile ilgilenmeye gittikçe daha fazla teşvik edilmelidir.


Dipnotlar:

1. Ludwig von Mises, Epistemological Problems of Economics, 3. baskı, “The Task and Scope of the Science of Human Action,” Ludwig von Mises Institute, 2003, Auburn, Alabama, s. 29.

2. Ludwig von Mises, Human Action, 4. baskı, Fox & Wilkes, 1996, San Francisco, s. 647.

3. Bkz. örneğin, Morris Raphael Cohen & Ernest Nagel, An Introduction To Logic And Scientific Method, Simon Publications Inc., 2002 [1934],Safety Harbor, Bölüm XI, özellikle s. 199.

4. Ludwig von Mises, Human Action, 4. baskı, Fox & Wilkes, 1996, San Francisco, s. 177.

5. Marcus Weigelt’in Immanuel Kant, Critique of Pure Reason, Penguin Books, 2007 [1781], s. XV-LXIX’de yazdığı Önsöz oldukça tavsiye edilebilir bir giriş bilgisidir.

6. Bu bağlamda “mutlaka okunması gereken” bir eser olarak bakınız, Hans-Hermann Hoppe, Economic Science and The Austrian Methodology, Ludwig von Mises Institute, 2007 [1995], Auburn, Alabama.

7. Ludwig von Mises, Human Action, 4. baskı, Fox & Wilkes, 1996, San Francisco, s. 22.

8. Bkz. örneğin, Hans-Hermann Hoppe, Democracy, The God That Failed: The Economics and Politics of Monarchy, Democracy, and Natural Order, Transaction Publishers, 2006, New Brunswick (ABD) ve Londra (İngiltere), özellikle Giriş, s. XV-XIX.

9. Ludwig von Mises, Epistemological Problems of Economics, 3. baskı, “The Task and Scope of the Science of Human Action,” Ludwig von Mises Institute, 2003, Auburn, Alabama, s. 30.

10. Ludwig von Mises, Theory and History: An Interpretation of Social and Economic Evolution, Ludwig von Mises Institute, 1985, Auburn, Alabama, s. 309.


 

Dr. Thorsten Polleit, Nisan 2012’den bu yana Avrupa’nın en büyük değerli metal ticaret şirketi olan Degussa’da baş ekonomist olarak görev yapmaktadır. Bundan önce, 15 yıl uluslararası yatırım bankacılığında ekonomist olarak çalışmıştır. Thorsten Polleit ayrıca Bayreuth Üniversitesi’nde Onursal Ekonomi Profesörü, Auburn/Alabama’daki Ludwig von Mises Enstitüsü’nde Yardımcı Akademisyen, “ROME” araştırma ağının üyesi ve Almanya Ludwig von Mises Enstitüsü’nün Başkanıdır. 2012 yılında Politik Ekonomide O.P. Alford III Ödülü’nü aldı. Thorsten Polleit az sonra sıralayacağımız çok sayıda kitabın da yazarıdır: Ludwig von Mises – Der Kompromisslose Liberale (2018), Vom Intelligenten Investieren (2018), Mit Geld zur Weltherrschaft (2020) ve Der Antikapitalist (2020). Thorsten Polleit’a şahsi web sitesi ve Twitter’ı üzerinden ulaşabilirsiniz.

Çevirmen: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı Mises.org sitesinin “True Knowledge from A Priori Theory” adlı makalesinden tercüme edilmiştir.
115 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page