top of page

İnsanlar Neden Ticaret Yapar?

Carl Menger - 1871

“İnsanoğlunun bir şeyi başka bir şeyle trampa, takas ve mübadele etme eğiliminin insan doğasındaki orijinal parçalardan ve ilkelerden biri olup olmadığı ya da akıl/mantık ve iletişim yetilerinin zorunlu bir sonucu olup olmadığı” ya da insanları mal mübadelesine iten başka nedenlerin neler olduğu Adam Smith’in cevapsız bıraktığı sorulardır. Bu ünlü düşünür sadece takas ve mübadele eğiliminin tüm insanlarda ortak bir şekilde mevcut olduğunun ve başka hiçbir hayvan türünde bulunmadığının kesin olduğunu belirtmekle yetinmiştir.


Öncelikle, problemi ortaya koymak için şöyle bir varsayımdan yola çıkalım: İki komşu çiftçinin, iyi bir hasattan sonra ihtiyaç fazlası arpası olsun ve aralarında arpa mübadelesi yapmaları için herhangi bir engel olmasın. Bu durumda, iki çiftçi ticaret yapma eğilimlerine uyarak aralarında istedikleri miktarda arpa mübadelesi yapabilirler. Ticaret yapmak tarafları memnun ediyorsa aralarında mal takası yapmamaları için bir neden olmasa da bu iki çiftçinin ticaretten tamamen vazgeçmelerinden daha kesin bir şey olmadığına inanıyorum. Yine de bu tür bir mübadeleye girişecek olurlarsa tam da bu koşullar altında ticaretten memnun oldukları için, diğer tasarrufçu bireyler tarafından deli olarak görülme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır.


Bir avcının çok fazla miktarda kürkü ve dolayısıyla giysi malzemesi, ancak çok az yiyeceği olduğunu varsayalım. Giysi ihtiyacı tamamen karşılanmışken, yiyecek ihtiyacı karşılanmış değildir. Civardaki bir çiftçinin durumu ise tam tersi olsun. Yine, avcının yiyecekleri ile çiftçinin giysilerinin mübadelesinde bir engel olmadığını düşünelim. Burada, yukarıdaki duruma kıyasla ticaret yapma ihtimali daha düşüktür. Avcı, zaten kıt olan yiyeceklerini, çiftçinin de kıt olan kürkleri ile değiş tokuş ederse avcının kürk fazlalığı ve çiftçinin yiyecek fazlalığı mübadele öncesine göre daha da artmış olur. Avcının yiyecek ihtiyacı ve çiftçinin giysi ihtiyacı yeterince karşılanmadığından, tarafların ekonomik durumu daha da kötüleşmiş olur. Dolayısıyla, hiç kimse ticaret yapan bu iki kişinin böyle bir mübadeleden zevk alacağını ileri süremez. Tam aksine, hem avcı, hem de çiftçi, durumlarını daha da kötüleştiren, hatta hayatlarını tehdit edebilen bir ticaretle uğraşmayı reddedecektir. Yine bu tür bir mübadele gerçekleşmişse her iki taraf da bunu iptal etmek için elinden geleni yapacaktır.


Bu durumda, insanın ticaret yapma eğilimi, sadece ticaretten memnuniyet ve zevk duyma ile açıklanamaz. Ticaret kendi başına bir zevk ve kendi içinde bir netice olsa tehlike ve ekonomik fedakârlıklarla bağlantılı, zahmetli bir eylem olmasa insanlar yukarıdaki durumlarda ve binlerce başka durumda olduğu gibi neden ticaretle uğraşmasın, neden sınırsız sayıda tekrar tekrar mübadele yapmasınlar. Ancak pratik hayatın her alanında, tasarruf yapan her bireyin her mübadeleyi dikkatlice ele aldığını ve iki bireyin ticareti sonlandırdığı bir sınırın olduğunu görüyoruz.


Mübadelenin kendisi bir sonuç olmadığı ve insan için pek de zevk anlamına gelmediği anlaşıldığına göre, problemin doğasını ve kökenini aşağıdaki şekilde açıklamak yerinde olacaktır.


En basit durumdan başlarsak, A ve B diye adlandıracağım iki çiftçinin, önceden bağımsız ev ekonomileri sürdürdüklerini varsayalım. Ancak beklenenin üstünde iyi bir hasadın ardından, A çiftçisi, o kadar çok tahıla sahip olmuştur ki kendi ihtiyaçları için ne kadar bol kullanırsa kullansın, ürün kendisi ve hanesi için fazla gelecektir. Diğer taraftan A’nın komşusu olan çiftçi B, aynı yılda bağ bozumunda ihtiyacından fazla ürün elde etmiştir. Ancak ambarı hâlâ önceki yıllardan kalanlarla doludur; küpleri de yetersiz olduğundan, daha önceki bir yıla ait olan eski şarap stoklarını dökmeyi düşünür. Her iki çiftçinin de bir malda fazlası, diğerinde ise ciddi bir eksiği vardır. Tahıl fazlası olan çiftçi, hiç üzüm bağı olmadığı için şarap tüketiminden tamamen vazgeçmek zorundadır ve şarap fazlası olan çiftçi ise gıda maddelerine ihtiyaç duymaktadır. Çiftçi A’ya bir fıçı şarap zevk verebilirken, tarlasında bir sürü tahılın çürümesini umursamayabilir; çiftçi B ise evinde tahıla ihtiyaç varken, birkaç fıçı şarabı dökmek üzeredir. A’nın tarlasında çürümeye bıraktığı tahıl ve B’nin dökmeyi düşündüğü şarapla, her ikisi için de rahatlama varken, birinci çiftçi susuzluk ikinci çiftçi ise açlık çekmektedir. Çiftçi A, kendisinin ve ailesinin yiyecek ihtiyacını önceden olduğu gibi tamamen giderebilir ve aynı zamanda şarap içme zevkine varabilir; çiftçi B ise istediği kadar şarap tüketebilir ve açlık çekmesine gerek kalmaz. Dolayısıyla şöyle bir durumla karşı karşıya olduğumuz açık: A’nın mallarının belirli bir kısmı B’ye transfer edilir ve B’nin mallarının belirli bir kısmı A’ya transfer edilirse her iki tasarruf yapan bireyin ihtiyaçları da bu karşılıklı transferin olmadığı duruma kıyasla daha iyi olacaktır.


Mübadele öncesinde, her ikisi için de bir değeri olmayan malların ve dolayısıyla her iki taraf için de bir ekonomik fedakârlık gerektirmeyen karşılıklı mübadele ile iki bireyin ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabileceği gerçeği, bize, ticarete konu olan ekonomik ilişkilerin doğasını en açık biçimde göstermek için oldukça uygundur. Ancak, sadece bir kişide bir malın eksik olup bir başka malın fazla olması, bir başkasında ise birinci malın fazla, ikinci malın ise eksik olması durumunu ele aldığımızda bu ilişkiyi çok dar yorumlamış oluruz. Söz konusu ilişki, başka birinin sahip olduğu mallara kıyasla kendi sahip olduğu malların, kendisi için daha az değer taşıması ve diğer kişinin durumu da bunun tam tersi olması hâlinde de görülebilir.


Bir örnek olarak, iki çiftçiden birincisinin kendi ihtiyaçlarına zarar vermeden tahılların bir kısmının tarlada çürümesine izin verecek kadar hasat elde edemediğini varsayalım; ikinci çiftçinin ise benzer şekilde dökecek kadar fazla şarabının olmadığını düşünelim. Bunun yerine, her iki çiftçi, sahip olduğu malların hepsini kendisi ve evi için faydalı olacak biçimde kullanabilir. Birinci çiftçi, daha önemli ihtiyaçlarını tamamen giderdikten sonra, arta kalanları hayvanları beslemeye kullanarak bütün tahıl stokunu tüketebilir. İkinci çiftçinin elinde dökecek kadar çok şarap yoktur, ancak çok çaba göstermeleri karşılığında, ödül olarak, şarapların bir kısmını hizmetçilerine dağıtabilir. Tahıl çiftçisi için bir miktar tahıl, üzüm yetiştiricisi için ise bir miktar şarabın az da olsa bir değeri vardır, çünkü doğrudan veya dolaylı olarak bazı ihtiyaçlarının karşılanması bu miktara bağlıdır. Ancak, belirli bir miktar tahılın birinci çiftçi için bir değer taşıdığı gerçeği, belirli bir miktar şarabın onun için daha önemli olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmaz, çünkü hayvanları biraz daha beslemektense bir fıçı şarabın vereceği zevk ve memnuniyet daha büyük olacaktır. Benzer şekilde, ikinci çiftçi için şarabın belirli bir değeri olsa da bir miktar tahılın daha değerli olması mümkündür, çünkü böylece kendisi ve ailesi için daha uygun beslenme imkânı olacak, belki de açlıktan kurtulacaktır.


Beşerî ticaretin en genel ilişki şekli şöyledir: Tasarruflu davranan bir bireyin, yani A’nın, kendisi için daha az değer taşıyan bir maldan belirli oranda fazlalığı vardır ve bir başka birey, yani B ise A için daha değerli olan bir başka mala sahiptir; bunda da tam tersi, yani diğer üründen belirli bir fazlalık vardır, yani A’nın fazlalığı olan bu mal, B için sahip olduğu fazla maldan daha değerlidir. A’nın elindeki ilk malın miktarı 10a olsun, B’nin elindeki ikinci malın miktarı da 10b olsun. A için 1a miktarının değerinin W, A için 1b’nin değerinin W+x, B için 1b’nin değerinin w, B için 1a’nin değerinin w+y olduğunu varsayalım. A’nın malından 1a’nın B’ye transferi ile ve B’nin malından 1b’nin A’ya transfer edilmesiyle, A’nın x değeri B’nin ise y değeri kazanacağı açıktır. Başka bir ifadeyle, mübadelenin ardından A, varlığına x değerinde bir mal eklendiği durumda olurken, B ise varlığına y değerinde bir mal eklenmiş hâldedir.


Buna ek olarak, iki tasarruf sahibi birey a) durumun farkındaysa ve b) malların transferini fiilen gerçekleştirme gücüne sahipse, ilişki istismar edilmediği durumda, yalnızca bir anlaşmayla ihtiyaçlarının tatminini olacak olandan daha iyi veya daha da tam sağlamalarını onlar için mümkün hâle getiren bir ilişki mevcut olur.


İnsanı genelde ekonomik aktivitelere iten, çevresindeki faydalı şeyleri araştırmasına ve onları kazanmasına vesile olan ve ekonomik durumlarını düzeltmeye, ihtiyaçlarını mümkün olduğunca giderme çabasını göstermeye götüren bu aynı ilke, anlatılan ilişkiyi bulmaları ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ondan yarar sağlamaları gayretini beraberinde getirir. Dolayısıyla, yukarıda açıklanan durumdaki iki birey, malların transferinin gerçekleşmesini sağlar. O hâlde, ihtiyaçlarını karşılama çabası, tüm iktisadî hayat fenomeninin sebebidir ve bunu biz “mübadele” olarak adlandırırız. Bu kavramın, popüler veya özellikle de hukukî jargondakine göre bizim alanımızda daha özel ve geniş bir anlamda kullanıldığı belirtilmelidir. İktisadî anlamda, bu, satın alma, satış ve ekonomik malların tüm kısmî transferlerini de (kiracılık, ödünç verme vs.) içerir.


Söylediklerimizi özetleyecek olursak, şu ana kadarki incelemelerimizin neticesi olarak şöyle bir varsayıma ulaşabiliriz: İnsanları mübadele yapmaya sevk eden ilke, bütün olarak ekonomik aktivitelerine rehberlik eden ilke ile aynıdır; bu ilke, ihtiyaçlarını mümkün olan en üst tatmin düzeyinde karşılamaktır. Malların iktisadî mübadelesinden alınan zevk, ihtiyaçlarını karşılamada daha iyi imkânların elde edilmesi mümkün olduğunda, yaşadıkları genel zevk ve memnuniyet duygusudur. Ancak karşılıklı mal transferlerinin kârı, gördüğümüz üzere üç şarta bağlıdır: a) tasarruf yapan bir bireyin, başka bir bireyde belirli miktarda başka bir malın olmasına kıyasla, kendisi için daha az değerde olan belirli miktarda mala sahip olması gerekirken; tam tersi de diğer birey için geçerli olmalıdır, b) tasarruf yapan bireyler bu ilişkinin farkında olmalı ve şartları tanımalıdır, ve c) malların mübadelesini fiilen gerçekleştirme gücüne sahip olmalıdırlar. Bu şartlardan birinin bile olmaması durumunda, mübadelenin gerekli bir ön şartı yerine getirilmemiş olur ve tasarruf yapan bireyler arasında malların mübadelesinin ekonomik açıdan imkânsız olduğu görülür.


 
Yazar: Carl Menger Avusturya İktisat Ekolü’nün kurucusu olan ve marjinal fayda teorisi ile değerin subjektif (öznel) teorisi gibi önemli katkılarla iktisat bilimini layık olduğu mühim konuma geri taşıyan Profesör Carl Menger von Wolfensgrün, 23 Şubat 1840’ta Avusturya İmparatorluğu’nun Galiçya bölgesindeki Neu-Sandez şehrinde doğdu. Prag, Viyana ve Kraków üniversitelerinde hukuk eğitimi aldıktan sonra 1867’de Kraków’daki Jagiellonian Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Menger, 1860’larda gazetecilik yaptı ve piyasa haberlerini analiz edip raporladı. Bu sırada, okulda öğrendiği klasik iktisadın fiyat belirleme hakkında söyledikleri ile gerçek piyasa katılımcılarının inanıp uyguladıkları arasında bir çelişki fark etti. 1871’de Principles of Economics (İktisadın Prensipleri; Grundsätze der Volkswirtschaftslehre) adlı eserini yayınladı ve böylece Avusturya İktisat Ekolü’nün kurucu babası oldu. Bu eserde, maliyet temelli değer teorilerine karşı marjinal fayda teorisini ve değerin öznel teorisini geliştirdi. Menger, 1873’te Viyana Üniversitesi’nde iktisat teorisi kürsüsüne atandı ve kısa aralarla 1903’e kadar burada ders verdi. Daha sonra iktisat çalışmalarına kendini adadığı için, marjinal fayda devriminin kurucularından biri olarak kabul edilir oldu. Malların değerli olmasının nedeninin çeşitli kullanımlara hizmet etmesi ve bu kullanımların öneminin farklı olması olduğunu gösterdi. Bu bakış açısıyla, Adam Smith’in Ulusların Zenginliği (1776) adlı eserinde ortaya koyduğu ama çözemediği elmas-su paradoksunu çözdü. Ayrıca, David Ricardo ve Karl Marx’ın savunduğu gibi malların değerinin üretimlerinde kullanılan emekten kaynaklandığı görüşünü de çürüterek tam tersini, yani emeğin değerinin ürettiği malların değerinden kaynaklandığını kanıtladı. Menger, değerin subjektifliği teorisini kullanarak Aristoteles’in mübadelenin eşit değer karşılığı eşit değer ilkesine dayandığını savunduğu görüşünü de reddetti. Menger’e göre, mübadelede, insanlar daha az değer verdikleri şeyleri daha çok değer verdikleri şeyler karşılığında verirler, bu yüzden değişimden her iki taraf da kazançlı çıkabilir. Bu durum, onu, aracıların mübadeleyi kolaylaştırarak değer yarattığı sonucuna götürdü. Dolayısıyla, paranın bir mübadele aracı olarak doğrudan mal değiştirmenin zorluğunu çözdüğünü gösterdi ve bunu da diğer birçok kavrayış ve işlev üzerinden On the Origin of Money adlı eserinde yetkin bir şekilde açıkladı. Menger’in çalışmaları ve Marjinal Devrimi, başta Eugen von Böhm-Bawerk ve Ludwig von Mises olmak üzere birçok önemli isim tarafından takip edilip geliştirildikçe Avusturya İktisat Okulu’nun yeri sağlamlaştı.

Çevirmen: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı, Menger’in Principles of Economics adlı eserinin “The Theory of Exchange” adlı dördüncü kısmının ilk bölümü olan “The Foundations of Economic Exchange” başlıklı makalesinin Mises.org tarafından “Why People Trade” başlığıyla düzenlenip yayınlanan versiyonunun tercümesidir.
50 görüntüleme0 yorum
bottom of page