top of page

Gözden Geçirilmiş Tarihin Komplo Teorisi

Murray N. Rothbard - 01.04.1977
Stirnerci hayvanla tokalaştıktan sonra haklı olarak elini yıkayan köpek

Ne zaman yöneticilerimizin kim olduğuna, politik ve ekonomik çıkarlarının nasıl iç içe geçtiğine dair sert ve tavizsiz bir analiz ortaya konsa, bu analiz her zaman müesses nizam liberalleri ve muhafazakârları (ve hatta birçok liberteryen) tarafından “tarih üzerine bir komplo teorisi”, “paranoyaklık”, “ekonomik deterministlik” ve hatta “Marksistlik” gibi karalama ve suçlamalarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu tür gerçekçi analizler John Birch Cemiyeti’nden Komünist Parti’ye kadar iktisadî spektrumun her kesiminden yapılabildiği ve yapılmış olduğu hâlde, bu karalama amaçlı yaftalar her kesime yapıştırılmaktadır. En yaygın yafta “komplo teorisyeni”dir ve neredeyse her zaman “komplo teorisyeni”nin kendisi tarafından üstlenilmek şöyle dursun, düşmanca bir sıfat olarak kullanılmaktadır.


Bu gerçekçi analizlerin genellikle müesses nizamın dışında kalan çeşitli “radikaller” tarafından dile getirilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü Devlet aygıtının halkın gözünde meşruiyete ve hatta kutsiyete sahip olması, iktidarının devamı için hayati önem arz etmektedir ve bu kutsiyet için politikacılarımızın ve bürokratlarımızın yalnızca “kamu yararına” adanmış bedensiz ruhlar olarak görülmesi hayati önem taşımaktadır. Bu ruhların çoğu zaman Devlet’i kullanarak bir dizi ekonomik çıkarı artırmak gibi sağlam bir zemine dayandıkları bir kez ortaya çıktığında, devletin dayandığı temel gizem de çökmeye başlar.


Basit bir örnek verelim. Diyelim ki ABD Kongresi çelik üzerindeki gümrük vergisini artıran ya da çelik ithalatına kota getiren bir yasa çıkardı. Şüphesiz sadece bir moron, gümrük tarifesinin ya da ithalat kotasının, verimli yabancı rakipleri dışarıda tutmak isteyen yerli çelik endüstrisinin lobicilerinin emriyle kabul edildiğini anlamayacaktır. Hiç kimse böyle bir sonuca karşı “komplo teorisyeni” suçlamasında bulunamaz. Ancak komplo teorisyeninin yaptığı şey, analizini daha karmaşık hükümet tedbir ve uygulamalarına doğru genişletmektir: örneğin bayındırlık projeleri, ICC’nin (Uluslararası Ticaret Odası) kurulması, Federal Rezerv Sistemi’nin oluşturulması ya da ABD’nin savaşa girmesi gibi. Bu durumların her birinde komplo teorisyeni kendisine şu soruyu sorar: Cui bono? (Kimin çıkarına/yararına?) Bu tedbir ve uygulamalardan kim fayda sağlar? Eğer A tedbirinin X ve Y’ye fayda sağladığını tespit ederse, bir sonraki adımı şu hipotezi araştırmak olacaktır: X ve Y gerçekten de A tedbirinin geçmesi için lobi yaptı mı ya da baskı uyguladı mı? Kısacası, X ve Y fayda sağlayacaklarını fark edip buna göre hareket ettiler mi?


Bir paranoyak ya da determinist olmaktan çok uzak olan komplo analisti aslında bir praksiyologdur; yani insanların amaçsal olarak hareket ettiklerine, hedeflere ulaşmak için bilinçli tercihler yaptıklarına inanır. Dolayısıyla, eğer çelik üzerine bir gümrük vergi tarifesi kabul edilirse, çelik endüstrisinin bunun için lobi yaptığını varsayar; eğer bir bayındırlık projesi oluşturulursa, bunun, inşaat firmaları ve bayındırlık işleri sözleşmelerinden yararlanan sendikalar ile görev sürelerini ve gelirlerini artıran bürokratlardan oluşan bir ittifak tarafından desteklendiğini varsayar. “Komplo” analizine karşı çıkanlar, tüm olayların -en azından devlette- rastgele ve plansız olduğuna ve bu nedenle insanların amaçlı seçim ve planlama yapmadığına inanıyorlar demektir.


Elbette tıpkı iyi ve kötü tarihçiler ya da herhangi bir uzmanlık alanının iyi ve kötü pratisyenleri olduğu gibi, iyi komplo analistleri ve kötü komplo analistleri de vardır. Kötü komplo analisti iki tür hata yapma eğilimindedir ve bu da onu gerçekten de müesses nizamın “paranoya” suçlamasına karşı savunmasız bırakır. Birincisi, “cui bono?” ile yetinmesidir; eğer devletin A politikası X ve Y’ye fayda sağlıyorsa, bundan X ve Y’nin sorumlu olduğu sonucuna varır. Bunun sadece bir hipotez olduğunu ve X ve Y’nin gerçekten bunu yapıp yapmadığının araştırılmasıyla doğrulanması gerektiğini fark edememektedir. (Belki de bunun en çılgın örneği, Hitler’in politikalarının sonucunun Almanya’nın yıkımı olduğunu gören İngiliz gazeteci Douglas Reed’in, herhangi bir kanıta ihtiyaç duymadan, Hitler’in Almanya’yı mahvetmek için kasten yola çıkan dış güçlerin bilinçli bir ajanı olduğu sonucuna varmasıdır). İkinci hata ise, kötü komplo analistinin tüm komploları, tüm kötü adam güç bloklarını tek bir dev komplo içinde toplama dürtüsüne sahip olmasıdır. Hükümetin kontrolünü ele geçirmeye çalışan, bazen çatışan bazen de ittifak hâlinde olan çeşitli güç blokları olduğunu görmek yerine, -yine kanıt olmaksızın- küçük bir grubun hepsini kontrol ettiğini ve sadece onları çatışmaya soktuğunu varsaymak zorundaymış gibi görünmektedir.


Bu tür yorumlamalar, Jimmy Carter ve Walter Mondale’den başlayarak yeni Carter hükümetinin neredeyse tüm üst düzey yöneticilerinin, 1973 yılında David Rockefeller tarafından ABD, Batı Avrupa ve Japonya için politikalar önermek üzere kurulan küçük ve yarı gizli Trilateral Komisyon’un üyeleri ve/veya Rockefeller Vakfı’nın yönetim kurulu üyeleri olduğu şeklindeki neredeyse apaçık -büyük haber gazetelerinin de dikkat çektiği kadar apaçık- gerçek tarafından motive edilmektedir. Geri kalan teoriler ise Atlanta’daki şirketlerle ve özellikle de Georgia’nın en büyük şirketi olan Coca-Cola Company ile bağlantılıdır.


Peki, tüm bunlara nasıl bakacağız? David Rockefeller’ın belirli devletçi kamu politikaları adına gösterdiği olağanüstü çabaların sadece gayriihtiyari bir altruizmin yansıması olduğunu mu söyleyeceğiz? Yoksa işin içinde ekonomik çıkar arayışı mı var? Jimmy Carter’ın Trilateral Komisyon’a kurulur kurulmaz üye olarak seçilmesinin nedeni Rockefeller ve diğerlerinin tanınmamış bir Georgia valisinin bilgeliğini duymak istemeleri miydi? Yoksa onların desteğiyle mi silik ve önemsiz bir pozisyondan koparılıp alınarak Başkan yapıldı? Coca-Cola’nın başkanı J. Paul Austin, sadece kamu yararını düşündüğü için mi Jimmy Carter’ın ilk destekçilerinden biriydi? Tüm Trilateralistler, Rockefeller Vakfı ve Coca-Cola çalışanları acaba Carter’ı bu iş için mümkün olan en yetenekli kişi olduğunu düşündükleri için mi seçtiler? Eğer öyleyse, bu akıl almaz bir tesadüf. Yoksa işin içinde daha sinsi politik-ekonomik çıkarlar mı var? Hükümette politik ve ekonomik çıkarların karşılıklı etkileşimini incelemeyi inatla reddeden saftiriklerin, içinde yaşadığımız dünyayı analiz etmek için önemli olan bir aracı, yani komplo teorisyenliğini çöpe attıklarını iddia ediyorum.


 

Murray Newton Rothbard, 2 Mart 1926’da New York’ta doğmuş ve 7 Ocak 1995’te aynı şehirde hayatını kaybetmiş bir Amerikan ekonomist, tarihçi, filozof, yazar, hukuk ve siyaset teorisyenidir. Özellikle Anarko-kapitalizm felsefesini harmanladığı Avusturya İktisat Okulu ile ilişkilendirilir. Rothbard, Ludwig von Mises’in en önde gelen öğrencisi olarak Avusturya İktisat Okulu’nun üçüncü jenerasyonunun da başını çekmiş ve Mises’in öğretilerine sadık kalarak, serbest piyasa ekonomisi, bireysel özgürlük ve devletsizlik gibi temel etik ilkelere çok önemli katkılarda bulunmuştur. Rothbard, Mises’in magnum opus’u olan Human Action (İnsan Eylemi) adlı eserindeki fikriyatı genişlettiği 1962 tarihli Man, Economy, and State (İnsan, İktisat ve Devlet) adlı eseriyle Avusturya İktisat Okulu’nun fikirlerini daha geniş kitlelere tanıtmıştır. Bu eserinin içine daha sonra kattığı Power and Market (İktidar ve Piyasa) adlı kapsamlı ek ile Anarko-kapitalizmin felsefî temellerini kurmuştur. Rothbard, bu kitapta, piyasanın her türlü faaliyeti barışçıl ve sorunsuz yönetebileceğini ve devletin müdahalesinin, hatta salt varlığının piyasanın işleyişini bozduğunu savunmuştur. Ayrıca Rothbard, ABD’deki Liberteryen Parti’nin kurucuları arasındaydı ve birçok kesimden insanı etkileyerek liberteryenizme kazandırdı. Ancak, Rothbard’ın felsefesi ve özellikle Anarko-kapitalizm yaklaşımı, eleştirmenleri tarafından radikal ve uygulanamaz olarak nitelendirilmiştir. Yine de Rothbard’ın radikalizmi, onun temel felsefesi olan özgürlükçü düşüncenin sonuçlarından kaynaklanmaktaydı ve özgürlükçü bir düzenin ancak radikal bir şekilde uygulanmasıyla gerçekleşebileceğine inanmaktaydı. En önemli çalışmalarından olan “Anatomy of the State” (“Devletin Anatomisi”) adlı makalesinde de belirttiği üzere devletin özgürlüklere müdahalesini sınırlandırmak için sadece belirli düzenlemeler yapmak yeterli değildi; devletin tamamen ortadan kaldırılması gerekiyordu. Nitekim devletin varlığı bile özgürlükleri sınırlandırmak ve gasp etmek anlamına geliyordu.

Çevirmen: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı, Mises.org sitesinde yayınlanan “The Conspiracy Theory of History Revisited” başlıklı makalenin tercümesidir.
161 görüntüleme0 yorum
bottom of page