top of page

Neden Hayek Değil de Mises?

Hans-Hermann Hoppe - 04.10.2011

Kadim dostum Ralph Raico’nun 15 yıl kadar önce yazdığı bir makaleden bir alıntıyla başlamak isterim:


Ludwig von Mises ve F. A. Hayek bu yüzyılın en saygın klasik liberal düşünürleri olarak kabul edilirler. Onlar aynı zamanda en önde gelen iki Avusturyalı iktisatçıdır. İkisi de büyük akademisyenler ve büyük şahsiyetlerdi ve ben, her ikisinin de öğretmenim olmasından dolayı çok şanslıydım... Ancak dünyanın onlara iki farklı şekilde davrandığı açıktır. Mises’in ölümünden bir yıl sonra Hayek’in kazandığı Nobel İktisat Ödülü’ne Mises layık görülmemiştir. Antolojilerde ve üniversite müfredatında serbest girişimin bir savunucusundan mutlaka bahsedilmesi gerektiğinde, Hayek’e ara sıra yer veriliyor ve okutuluyor iken, Mises Amerika’daki akademik çevrelerde neredeyse hiç tanınmamaktadır. Serbest piyasayı genel olarak destekleyen kuruluşlar arasında bile, itibar gören, referans gösterilen ve davet edilen hep Hayek olurken, Mises görmezden gelinmiş ya da arka plana itilmiştir.

Bunun neden böyle olduğunu sorgulayarak bir tez ileri sürmek ve benim ve sanıyorum ki burada bulunan çoğumuzun neden bu konuda çok farklı bir görüşe sahip olduğumuzu açıklamak istiyorum. Neden ben ve büyük olasılıkla buradaki hepimiz Hayekyen değil de Misesyeniz?


Benim tezim, Hayek’in daha fazla öne çıkmasının onun iktisat anlayışı ile çok az ilgisi olduğu yönündedir. Mises’in ve Hayek’in iktisadî görüşleri arasında çok az fark vardır. Aslında, Hayek ile ilişkilendirilen çoğu iktisadî fikir Mises tarafından ortaya atılmıştır ve sadece bu gerçek bile Mises’i bir iktisatçı olarak Hayek’ten çok daha üstün kılmaktadır. Ancak günümüzde Hayekyen olduğunu iddia edenlerin çoğu eğitimli iktisatçılar değildir. Hayek’in bir iktisatçı olarak ilk şöhretinden sorumlu olan kitapları, yani Monetary Theory and the Trade Cycle ve Prices and Production kitaplarını okuyan çok az kişi vardır. Ve şunu rahatlıkla iddia edebilirim ki, Hayek’in Pure Theory of Capital adlı kitabını baştan sona okumuş olanların sayısı bugün on kişiyi geçmez.


Hayek’in daha büyük bir öneme sahip olmasının altında yatan neden, Hayek’in çoğunlukla meslek hayatının ikinci yarısında siyaset felsefesi alanında yaptığı çalışmalardır -ve bu alanda Hayek ile Mises arasındaki fark gerçekten de çarpıcıdır.


Benim tezim esasen dostum Ralph Raico tarafından da ileri sürülen tezle aynıdır: Hayek hiç de klasik bir liberal ya da NZZ (Neue Zürcher Zeitung) gazetesinin kısa süre önce her zamanki cahillikleriyle ondan bahsettiği gibi bir “radikal liberal” değildir. Hayek aslında ılımlı bir sosyal demokrattır ve sosyal demokrasi çağında yaşadığımız için bu onu “saygın” ve “sorumluluk sahibi” bir akademisyen konumuna getirmektedir. Hatırlayacağınız üzere Hayek, Kölelik Yolu (Road to Serfdom) adlı eserini “tüm partilerdeki sosyalistlere” ithaf etmişti. Ve şimdi tüm partilerdeki sosyalistler, Hayek’i kendilerini “liberal” olarak sunmak için kullanarak ona olan minnet borçlarını ödemektedirler.


Şimdi kanıta gelecek olursak, bunun için genellikle Hayek’in siyaset teorisi alanına en önemli katkıları olarak kabul edilen Constitution of Liberty’ye ve üç ciltlik Law, Legislation, and Liberty’ye başvuracağım.


Hayek’e göre devlet şu görevleri yerine getirmek için “gereklidir”: Sadece “kanunların uygulanması” ve “dış düşmanlara karşı savunma” için değil, “gelişmiş bir toplumda devlet, çeşitli nedenlerle piyasa tarafından sağlanamayan veya yeterince karşılanamayan bir dizi hizmeti sağlamak için vergilendirme yoluyla fon toplama gücünü kullanmalıdır.” (Piyasanın sağlayamadığı sonsuz sayıda mal ve hizmet her zaman mevcut olduğundan, Hayek devlete âdeta açık çek vermektedir.)


Bu mal ve hizmetler arasında şunlara yer vermektedir:


Şiddete, salgın hastalıklara ya da sel ve çığ gibi doğal afetlere karşı korumanın yanı sıra modern şehirlerde yaşamı çekilebilir kılan pek çok kolaylık, çoğu yol ... ölçü standartlarının ve tapu kayıtları, haritalar ve istatistiklerden piyasada sunulan bazı mal ve hizmetlerin kalitesinin belgelendirilmesine kadar pek çok türde bilginin sağlanması.

Devletin ek görevleri arasında “herkes için belirli bir asgari gelirin güvence altına alınması”; devletin “harcamalarını, özel yatırımlar durduğunda devreye girecek şekilde zaman içinde paylaştırması”; okulları ve araştırmaları finanse etmesinin yanı sıra “bina yönetmeliklerini, gıda güvenliği yasalarını, bazı mesleklerin ruhsatlandırılması, (silahlar, patlayıcılar, zehirler ve uyuşturucular gibi) bazı tehlikeli malların satışına getirilen kısıtlamalar ile üretim süreçlerine yönelik bazı güvenlik ve sağlık yönetmeliklerinin uygulanması; tiyatrolar, spor alanları vb. gibi kamu kurumlarının tesis edilmesi” yer almaktadır; ve “kamu yararını” arttırmak için “istimlak, kamulaştırma, müsadere” gibi yetkileri kullanmalıdır.


Ayrıca, genel olarak “toplumsal zenginliğin ve nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte, yalnızca kolektif eylemle karşılanabilecek tüm ihtiyaçların payının artmaya devam edeceğine inanmak için bazı nedenler vardır” görüşünü savunur.


Dahası, devletin kapsamlı bir zorunlu sigorta sistemi (“daha büyük zorlamaların önüne geçmeye yönelik zorlama”) uygulaması gerektiğini, kamusal, sübvansiyonlu konutların olası bir devlet görevi olduğunu ve aynı şekilde “şehir planlaması” ve “imar” faaliyetlerinin de -“kazançların toplamının kayıpların toplamını aşması” koşuluyla- gerekli ve yerinde devlet işlevleri olarak görülebileceğini savunmaktadır. Ve son olarak, “rekreasyon için olanakların veya fırsatların sağlanması veya doğal güzelliklerin veya tarihî alanların veya bilimsel ilginin korunması... doğal parklar, doğa koruma alanları vb.” devletin meşru görevleridir.


Buna ek olarak Hayek, devletin ne kadar büyük olduğunun ya da ne kadar hızlı büyüdüğünün önemsiz olduğunu kabul etmemizde ısrar eder. Tek başına önemli olan, devlet eylemlerinin belirli biçimsel gereklilikleri yerine getirmesidir. Buna ilişkin olarak “Önemli olan devlet faaliyetlerinin hacminden ziyade karakteridir.” demiştir. Vergileri ve vergilendirmenin ulaşabileceği en yüksek seviyeleri de sorundan saymayan Hayek’e göre:


Vergiler -ve aynı şekilde zorunlu askerlik hizmeti- bireylerin enerjilerini başka türlü nasıl kullanacaklarına aldırmaksızın en azından öngörülebilir ve uygulanabilir oldukları takdirde cebri ve zora dayalı tedbirler olma özelliklerini kaybederler; bu da onları zorlamanın kötü doğasından büyük ölçüde muaf kılar. Eğer belli bir miktar vergi ödeme zorunluluğu tüm planlarımın temelini oluşturuyorsa, eğer bir askerlik dönemi kariyerimin öngörülebilir bir parçasıysa, o zaman kendi oluşturduğum genel bir yaşam planını takip edebilirim ve bir başkasının iradesinden, insanların toplum içinde olmayı öğrendikleri ölçüde bağımsız olabilirim.

Yeter ki orantılı bir vergi ve genel askerlik hizmeti olsun lütfen!


Hayek’in özgürlük ve zorlama konusundaki karışık ve çelişkili tanımlarını alıntılayarak devam edebilirim, ancak meramımı anlatmak için bu kadarı yeterli olacaktır. Şimdi basitçe soruyorum: Hangi sosyalist ve hangi çevreci tüm bunları kabullenmekte zorlanabilir? Hepsi Hayek’i izleyerek kendilerine gururla liberal diyebilirler.


Mises ise tüm bunların tam tersine, ne kadar ferahlatıcı bir berraklığa sahip ve de çok farklı! Ona göre liberalizmin tanımı tek bir kavrama indirgenebilir: Özel mülkiyet. Mises’e göre devlet yasallaştırılmış cebirdir ve tek işlevi topluma zararlı unsurlara cebir uygulamak suretiyle can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Geri kalanına gelince, devlet “silahlı adamların, polislerin, jandarmaların, askerlerin, hapishane gardiyanlarının ve cellatların istihdamıdır ve devletin temel özelliği, kararlarını dayak, öldürme ve hapsetme yoluyla uygulamaktır. Daha fazla devlet müdahalesi isteyenler, sonuçta daha fazla dayatma ve daha az özgürlük talep etmiş olurlar.”


Üstelik Mises’i hiç okumayıp “Mises bile anarşist değildi” diyerek ahkâm kesenler için şunu da söyleyeyim: Genç Mises, devletin can ve mal güvenliğini sağlamak için yapması gerekenleri yapmadığı sonucuna ulaşsaydı, birey düzeyine kadar inen sınırsız bir sesesyonu (siyasî ayrılmayı) kesinlikle destekliyor olurdu. Yaşlı Mises ise bu pozisyonu asla reddetmemişti. Sonuç olarak Mises, kendi fikir hocam Murray Rothbard’ın da belirttiği gibi, bir laissez-faire radikali, bir aşırılık yanlısıdır.


 

Hans-Hermann Hoppe, Avusturya İktisat Ekolü’nden ekonomist, liberteryen/anarko-kapitalist filozof, UNLV’de fahri ekonomi profesörü, Mises Enstitüsü’nün seçkin kıdemli üyesi, Mülkiyet ve Özgürlük Cemiyeti (PFS) kurucu başkanı, The Journal of Libertarian Studies’in eski editörü ve Kraliyet Hortikültür Derneği’nin ömür boyu üyesidir. Ekonomist Dr. A. Gülçin İmre Hoppe ile evlidir ve eşiyle birlikte İstanbul’da ikamet etmektedir. İrtibat kurmak isterseniz e-posta adresine yazabilirsiniz.

Çevirmen: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı Mises.org sitesinin “Why Mises (and not Hayek)?” adlı makalesinin çevirisidir.
164 görüntüleme0 yorum
bottom of page